Kar

indir (3)Kardır yağan üstümüze geceden,
Yağmurlu, karanlık bir düşünceden,
Ormanın uğultusuyla birlikte
Ve dörtnala dümdüz bir mavilikte
Kar yağıyor üstümüze, inceden.

Sesin nerde kaldı, her günkü sesin,
Unutulmuş güzel şarkılar için
Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan,
Rüzgâr gibi tâ eski Anadolu’dan
Sesin nerde kaldı? kar içindesin!

Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam!
Uyandırmayın beni, uyanamam.
Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına,
Allah aşkına, gök, deniz aşkına
Yağsın kar üstümüze buram buram…
Buğulandıkça yüzü her aynanın
Beyaz dokusunda bu saf rüyanın
Göğe uzanır – tek, tenha – bir kamış
Sırf unutmak için, unutmak ey kış!
Büyük yalnızlığını dünyanın.

 

AHMET MUHİP DIRANAS

http://www.siirdefteri.com/?sayfa=siir&siir_id=5297 ‘dan alıntı yapılmıştır.

Reklamlar

Ne İçindeyim Zamanın

indir (1)Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare geniş bir anın
Parçalanmaz akışında,

Bir garip rüya rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.

Başım sükûtu öğüten
Uçsuz, bucaksız değirmen;
Içim muradıma ermiş
Abasız, postsuz bir derviş;

Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim.

 

AHMET HAMDİ TANPINAR

http://www.siirdefteri.com/?sayfa=siir&siir_id=190‘den alıntı yapılmıştır.

Hayat ve Ben

images (4)

Otuzbeşime    bastım geçen hafta… İlk yarı bitti: Hayat: 1… Ben: 0… Ama belliydi böyle olacağı… Nicedir başlamıştı belirtiler:

Yolda çocuklar “Amca şu to­pu atıversene” diye seslendik­lerinde kuşkulanmıştım ilkin…

Sonra saçlarımdaki beyaz tel­ler tescilledi yarı yolun ufukta göründüğünü…

Baktım, lise fotoğraflarım sa­rarmış, sınıf arkadaşlarım yaş­lanmış. Eş dost sohbetlerinde sağlık ve çocuk konuşulur ol­muş… seyahat ve aşk yerine…

Gök gibi gürlemeye alışkın müzik setimin ses düğmesini kısar olmuşum, içindeki uçurt­manın ipini cekercesine…

“Bizim zamanımızda” diye başlayan nu­tuklar atmaya başlamışım mezuniyet törenle­rinde -hayret! daha dün değil miydi benimkisi?

Yıllar yılı dudak büktüğüm ‘ölümden son­ra hayat masalları’ na kulak kabartmaya baş­lamışım gizliden gizliye…

İple çektiğim haziranlara sırt çevirmişim.

Yaşamın orta sahasına girmişim… irkilmişim…

 

Ruhumun ikizleri yine çekiştiriyorlar kol­larımdan.

Biri, “Daha ne gördün ki” diyor yüzünde papatyalarla; “Asıl şimdi başlıyor hayat,..! Bundan sonrası rahat!”

Lakin, “Buydu işte görüp göreceğim” diye efkarlanıyor öteki… “2. yarı geçer hızla/yaşla­nırsın zamanla…”

Yaşı genç olanlar 35’e uzak durduklarını sanarak, “sahi oldu mu o kadar? Hiç göstermiyorsun” tesellisindeler…

35’le çoktan tanış olanlarsa “hayata hoşgeldin” pankartıyla karşılamadalar… ilk yan sa­dece bir ısınmaymış meğer: Asıl ikinci yarıda anlaşılırmış tadı, hayatın… kavganın… aşkın…

Bense şaşkın… devre arası bilancolarındayım:

Son dönemde, kimbilir kaç eski anıyı yaralı ele geçirdim, belleğimin derinliklerinde..?

Kimbilir kaç kez kendime yakalandım, kendimden kaçarken… ve sustum vicdan sor­gularında… Aksisedamla bile dertleşmedim.

Meğer ne yaman serüvenmiş hayat?

Bazen yediveren gülleri gibi bereketli… Sanki hayat değil, Körfez Krizi mübarek: Bir koyup, beş alıyorsun… Yaşıyor, seviyor ve se­viliyorsun…

Bazense kıtlıktan kırılıyor ortalık…şaşıp kalıyorsun…

Oysa -herkes bilmezden gelse de-skoru belli oyunun:

30’larda dedeni ve nineni kaybe­diyorsun. 40’lannda anneni ve ba­bam… ve 70’inde kendini…

 

Şimdi devre arası/yolun yarısı…

Bugüne dek ancak tanıştık hayat­la…

Ben O’na kendimi tanıttım… O bana kendimi…

Göğsüme madalya gibi dizdim hatalarımı… (Zaferlerim onlar be­nim… Olgunluğumun yapıtaşları…)

…Ve derin bir yara gibi sakladım başarılarımı… Asansör çıkarken yukarı, dönüp bakmadım aşağı… Dönmesin diye başım…

Ben istikballe arkadaşım…

 

Ne var ki yarım her şey… Hayat da yarım, sevdalar da… Daha diyeti ödenmedi sevinçle­rin… ihanetlerin hesabı sorulamadı… Nazım’ın dediği gibi “kopardım portakalı dalın­dan/ Ama kabuğu soyulamadı/ Sevdalara do­yulamadı…”

“Doydum” diyen görmedim ki zaten ben…

Hiç doyulmaz ki zaten…

Lakin gel de zamana anlat bunu…

Sahi nedir bu telaş, bu kin? Sanki ölüye can yetiştireceksin..

 

Baktım ki ikinci yan kapıda… ve hayatın ceza sahası yakın…

Doldurdum bir kara kutuya 35 yılın hesabını. Acılar, sancılar bir çekmecede, sevdalar diğerinde… Bir yerde hüzünler ve korkular, bir üstte sevinçler ve zaferler… Kat kat, dizi dizi dizdim kullanılmış takvimlerimi…

Sabırla kapattım kutuyu, sevgiyle mühürledim ağzını…

İlk yarı bilançom o benim:

Yangında ilk kurtarılacak… kazada ilk açı­lacak…

Yarımlar tam olduğunda kara kutuyu açıp bakanlar teşhis, koyacaklar halime… “Çok mutlu olmuş, fazla yüksekten uçmuş zavallı” diyecekler, ya da “sebepsiz alçalmış… Bile bi­le vurmuş kendini dağlara…”

Fakat kara kutu ancak bir kısmını söyleye­cek hikayenin…

Kalanı benimle gelecek…

Dağların yamaçlarına savuracağım en mahrem hatıralarımı…

Reyhanlar saklayacak sırlarımı..

Skoru bir tek Ege’nin sulan bilecek… Deni­ze kavuşabilirse eğer içimdeki nehir… Hayat: 0… Ben: 1

 

CAN DÜNDAR

http://www.candundar.com.tr/_v3/#!/arama/Hayat_ve_ben/#Did=2103‘den alıntı yapılmıştır.

Bağlanmayacaksın

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.indir
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.

Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan bir şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…

 

CAN YÜCEL

http://www.canyucel.org/baglanmayacaksin-bir-seye-oyle-koru-korune.html‘den alıntı yapılmıştır.

Ben Sana Mecburum

Attila-İlhanBen sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

Ölmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatih’te yoksul bir gramafon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.

Belki haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy’de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.

 

ATTİLA İLHAN

http://www.siirperisi.net/siir.asp?siir=4431‘den alıntı yapılmıştır.